Siyasal İslam ve Ümmet’in Durumu

0 5

Filistinli Aktivist ve Öğretim Görevlisi Dr. Muhammed BEDRAN, 
AKDAV İmamlar ve Yurtdışı Mezunları Komisyonunun düzenlediği “Siyasal İslam ve Ümmet’in Durumu” konulu toplantıda konuştu.

Dr. Muhammed Bedran’ın konuşması:

“Kur’an-ı Kerim’de tabiri caizse yok, yok. Yüce Rabbimiz diyor ki, “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am Suresi 38.) Ahlâk siyaseti, sosyal siyaset, ekonomi siyaseti, yönetim siyaseti, davet siyaseti… Bunları artırabiliriz. İslâmi siyaset vahiy siyasetidir. Allah Teâlâ’nın dünyaya bakışını Allah Rasulû’nün uygulamasında görme meselesidir. Allah Rasulû (s.a.v, ordu komutanı, devlet başkanı, muallim, hâkim… Yani Allah Rasulû, her meselede kendisine başvurulan tek kaynaktı. Ve O’nun ashabı da (r.a) kendisinden sonra Allah Rasulû’nde gördüklerini uygulamaya başladılar.

ALLAH RASULÛ (S.A.V)’İN MEKKE İLE MEDİNE ARASINDAKİ SİYASETİNİN FARKI NEDİR

Tabi ki Allah Rasulû (s.a.v)’in, Mekke Dönemi uygulama olarak Medine Döneminden farklıdır.Başlangıçta Mekke Dönemi inşâ dönemidir, oysa Medine Dönemi devlet siyasetinin uygulandığı dönemdir. Mekke Dönemi, adam yetiştirme dönemidir ve Mekke döneminde yetiştirilen adamlarla Medine’de İslâm’ı uygulama sahasına geçildi. O yüzden burdan şunu sorgulayıp hayatımıza uygulanabiliriz; okullarımız, camilerimiz, konferans salonlarımız nasıl İslâm’a hizmet edebilir, İslâmi yansımalarını gerçek hayatta nasıl elde edebiliriz?

O yüzdendir ki, Mekke’de yetiştireceğimiz, yani Cahiliyye Döneminde yetiştireceğimiz adamlarımız, İslâm Devleti kurulduğunda hem ülkeyi hem de diğer ülkelerden dünyaya, Allah’ın Dinini yayacak seviyeye gelmesi lazım.

ÂLEM-İ İSLÂM İÇİNDE BULUNDUĞU BUNALIMDAN NASIL KURTULACAK

Şu anda Musa (as)’ın asası elimizde değil. Kızıldeniz’e dokunarak denizi ikiye bölemeyiz, öyle mucizevî bir dokunuş yapamayız. O yüzden öyle bir nesil yetiştirmemiz lazım ki, bu nesil hem hidayet ve ıslah hareketinin içinde olsun ve hem de insanları da bu dine teşvik edecek kapasitede olsun…

Bildiğiniz gibi Allah Teâlâ, “Muhakkak ki bir toplum özlerini (iç dünyalarını ve güzel ahlâklarını) değiştirip bozmadıkça, Allah da onların durumunu değiştirip bozmaz.” (Ra’d, 13/11) buyuruyor.

Mucizeler, Nebilerle bağlantılıdır ve şu anda da bu Nebilerin hiç birisi hayatta değil. Yani dışarıdan düşmanın bize karşı plan kurması, bizi yerle bir etmeye çalışması doğaldır, bunu ifade etmemiz nafile olur, bizi üzen içeride Müslümanların birbirini üzmesi… Çünkü düşmanlar mümin için ne güven verirler ne de müminlerden bir beklentisi vardır, sonuçta düşmandır.

Bize gelince, bizim için en büyük tehlike içerden olan, bizim içimizde olan tehlikedir. En büyük tehlike bizim yöneticilerdendir. Ehli küfrün eğitim programlarını uygulamaları en büyük tehlike. En büyük tehlike öğretmenin öğrencinin karşısında durup onun problemini çözerken çözümsüzlüğe gitmesidir, neyle çözdüğüyle önemlidir büyük problem… İmam Hatibin mescitteki meselelere çözüm arama metotları büyük problemdir. Acaba önüne gelen meselelerde cemaatin çözebilecek seviyede mi, değil mi, sorun burada aslında.

DAVETÇİNİN DİLİ

Davetçi kardeşlerimizden, hocalarımızdan şunu istemiyoruz, kâfir birine sen kâfirsin, gerçekten müşriksin, günah üzeresin demesini istemiyoruz. Onu İslâm’a davet ederek, Müslümanlığın onun faydasına olduğunu, ancak bu yolla dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşacağına ikna etmesini istiyoruz. Zaten kâfir, kâfirdir ona bu şekilde hakaret etmenin anlamı yoktur. Bir gecede devrim yapmamızı istemiyoruz, böyle bir şey zaten doğal da değil. Biz diyoruz ki, imam mescitte, öğretmen okulda, davetçi sokakta, esnaf çarşıda, yönetici idarede… Yani herkes, kim nerede bulunursak bulunalım, bulunduğumuz ortamda konumumuzu değiştirerek insanların gönlüne girmeyi başarmamız gerekiyor. Öyle bir hitap tarzı elde etmemiz gerekiyor ki, kendimizi dinletecek ve karşı tarafa da, iyi ki, seni dinledim dedirtebilecek bir hitap tarzı… İnsanın gönlüne gidecek bir yol bulmamız gerekiyor. Mesela ben kendi evimde bir şey söylediğim zaman çocuğum, baba yine başladın yaa diyor, yani kendi çocuğumuzun dahi gönlüne giremezsek ona bir şey veremeyiz.

ARAP YÖNETİCİLER TÜRKİYE ALEYHİNE ÇALIŞIYOR

Mısır, Gazze ve Türkiye’deki yöneticilerin İslâm’a olan mesafelerini ve İslâm’ın onların hayatlarındaki karşılığını dile getirelim. Yani bu, Elhamdülillah sizce gizli bir şey değil, yani ben sizden çok zeki olduğum için benim tesbitim de değil, hepinizin bildiği bir konuyu birlikte düşünemeye çalışalım. Suudi Arabistan’ın yöneticileri, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki yöneticiler, Mısır’daki askeri yönetim, İsrail’in Mossad istihbarat teşkilatı ile olan ilişkileri; Birleşmiş Milletler’in şemsiyesi altında, Amerika’nın yönetimiyle, İngiliz manda yönetimiyle, Rusların iğrençliğiyle beraber, İran’ın destekleri… Bütün bunların hepsi ne için çalışıyor? Türkiye aleyhinde bir darbe yapmak…

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri milyar dolarlarla bu lanetli Sisi yönetimini destekleyerek nerelere geldiler. Arap medyasının %90’ı gazete ve televizyonlarıyla işini ve gücünü bırakmış Türkiye ve Erdoğan aleyhinde yayın yapıyor.

EL-FETİH’İN İHANETİ

Biliyorsunuz ki Gazze muhasara altında, işgal altında… Ancak arap coğrafyaları içinde en özgür yerleşim birimi Gazze’dir. Herşeye rağmen, etrafındaki işgale rağmen en özgür coğrafya Gazze’dir. Kuzeyden İsrail muhasara altına almış, güneyden Mısır etkiliyor, engelliyor, batısında da deniz var, doğudan da yine İsrail muhasara ve engeli var. Bütün arap basını da işleri güçleri sadece Gazze yönetimiyle uğraşıyor. Sanki yeryüzünün hiç bir coğrafyasında sorun yok, sadece bir tek Gazze sorun var. Ekonomik ambargo var, muhasara var, siyasi olarak engellenmiş durumda…

Mahmud Abbas ise siyonistlerin hizmetçisi… MeselaEl-Fetih hareketinden Tayyip Abdurrahim diyor ki, biz mümkünse Gazze’nin oksijenini de keselim, nefes alıp vermesinler… ve bu adam Filistinli…

İsrail Genel Kurmay Başkanı şöyle diyor; Mahmud Abbas yönetiminin bizden talebi şudur ki, Gazze’yi yerle bir edin. Bunlar da sözde Filistinli.

ACİL OLARAK İNSAN YETİŞTİRMEMİZ LAZIM

O yüzden diyebiliriz ki Arap Âlemi baştan sona korkunç bir yetişmiş adam krizi yaşıyor, bütün İslâm Âlemi aynı krizi yaşıyor malesef. Lakin Musa (as)’ın asası da kayıptır, ortada yok. Bizim kendi ana merkezimize Kur’an ve Sünnete dönmemiz lazım, mescitlerimize dönmemiz lazım, okullarımıza dönmemiz lazım, yöneticilerimizi, kendimiz yönetmemiz lazım, davetçilerimizi, bizim yetiştirmemiz lazım, Müslüman tüccar, İslâm’ın ticaret ahlâkını sergilemesi lazım, anne -babaların görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi lazım, yani genel olarak İslâmi ahlâka, İslâmi amele dönmemiz lazım. İnsanı yeniden inşa etme projelerini hayata geçirmemiz gerekiyor. Öyle bir yeni nesil yetiştirmemiz lazım ki, dostunu düşmanından ayırabilecek, tereddütsüz bir şekilde Kur’an-ı Kerim’in vahiy ürünü olduğunun idrakinde olarak dış düşmanlarla ve iç düşmanları birbirinden ayırt edebilecek seviyede insanlar yetiştirmek zorundayız.

İSLÂM ÜMMETİ KENDİ ÜRETTİKLERİNİ KORUMA GÜCÜNE SAHİP DEĞİL

Bazı dostlarımız şu anda yaşandığımız problemleri çok uzun süre zarfında halledilecek meseleler olarak görüyor ve bizim bunları çok kısa bir zamanda çözmek istediğimizi sanıyorlar… Size soruyorum, aslında soru kendini sorduruyor, şimdi biz Allah’ın izniyle İslâm Devletini kurarsak, onu korumaya gücümüz yetiyor mu? Bu şahıslarla mı İslâm Devletini kuracağız? Bu şahıslarla İslâm Devletini kursak bile yönetebilecek miyiz?

En önemli örneklerden biri işte Muhammed Mürsi Allah’ın izniyle siyasetle, demokrasiyle başa geldi ve bir sene duramadan ayağını kaydırdılar gitti, canlı bir örnek… Çünkü İslâm Ümmeti malesef kendi ürettiklerini koruma gücüne sahip değil, yani elde ettiklerini koruyamayacak durumda. Yani Türkiye baktığımızda ise Allah’ın yardımıyla darbe girişimini 14 saniyede püskürttünüz. Bu aradaki farkı diğer ülkelerle kıyasladığınızda bir mukarane götürmeyecek mesele… Evet Türkiye’deki siyaseti aynı şekliyle daha ileriye götürerek farklı bir hitapla içerideki insanları uyandırmanız gerekiyor.

SİZ ARAP HALKLARI GÖZÜNDE SON ÜMİTSİNİZ…

Size sesleniyorum, ey elinde imkân olanlar! Bugüne kadar geldiğiniz merhaleden sorumlusunuz, elinde mikrofonu olan, elinde kalemi olan, elinde çekici olan… kısacası kim ne yapıyorsa, elinden geldiğince bugüne kadar elde ettiğiniz kazanımları korumak ve onları daha ileriye taşımak zorundasınız. Siz Arap halkları gözünde SON ÜMİTSİNİZ…

Asla karamsar değilim, ben İslâm Ümmeti için ümitliyim, ama herkes kendi vazifesini, sorumluluğunu hissetmek durumundadır. Söylenecek çok şey var ancak burada bitirmemiz gerekiyor.”

20.01.2019
AKDAV
FATİH/İSTANBUL

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

eighteen + 12 =