Uludere Katliamını,bugüne kadar yazılanları da göz önünde bulundurarak değerlendirmeye çalışacağım. Bu konu ile ilgili çok şey söylendi daha da söyleneceği gün gibi aşikâr. Çünkü olay çözüme kavuşmuş değil, mağdurların acılarını dindirecek, vicdanlarını rahatlatacak, kendilerini güvende hissedecek iklimin oluşması açısında ortam henüz hazır değil.
Olayın bizzat kendisini yani 28 Aralık 2011’de yaşanan bombalama olayını hatırlayalım. F-16’larla bir ülke kendi vatandaşlarını yani kendi evlatlarını bombalıyor. 34 kardeşimiz çağın acımasız silahlarıyla bombalarla, vücutları, bedenleri paramparça ortalığa dağılarak ölüyorlar, yani öldürülüyorlar... Kim öldürüyor? Devlet! Ne ile öldürüyor? Ülke savunması için alınmış uçaklarla! Kendi halkının güvenli bir ortamda yaşaması için yani kendi halkının emniyeti ve mutluluğu için eğitilmiş pilotlar, kendi halkına bombalar yağdırıyor.
Bu durum nasıl izah edilecek? ‘Operasyon hatası’ bunu izah eder mi?
Hayır, bunun izah edilecek bir yanı yok. Çok değil takriben 6 veya 8 ay önce “Güzel şeyler olacak” diyen devletin en yetkili kişileri, halka umutlar vaat ederken, bir yandan ‘açılım’ politikaları sürdürülürken, diğer yandan devletin bir takım kurumları Öcalan veKandil’le görüşmeler yaparken, yüz yıllık bir sorun çözülüyormuş gibi görünürken tam da bu sırada bu olay yaşanıyor. Bunun izahı var mı? Hayır, bu olay tam bir akıl tutulmasıdır, bu bir mankurt’luktur .
Uludere katliamı ile ilgili hayli raporlar yayınlandı, hayli değerlendirmeler yapıldı, yazılı basın, görsel ve sosyal medya kamuoyuna haber ve yorumlar yağdırdılar. Bunlarla ilgili her kesim veya her sorumlu kişi kendi değerlendirmelerini yapmıştır. Artık bu, kamuoyunun takdiridir. Ben bu değerlendirmemde bazı yazarların görüşlerine ve İslami STK’ların raporlarına değineceğim.
Uludere Değerlendirmeleri
Uludere katliamıile ilgili İslami çevrelerden üç rapor yayınlandı.
1-Mazluder iki rapor yayınladı, bunlardan biri İHD ile diğeri ise İslami STK’larla...
2-KİAP(Kardeşlik İçin Adalet Platformu )
3- Özedönüş Platformu
Ben öncelikli olarak Mazlumder’in İslami STK’larla beraber yayınladığı raporun bazı maddeleri üzerinde duracağım, isteyenler raporun genelini STK’ların kendi sitelerinde veya haberdurus.com’da takip edebilirler.
Öncelikle, Uludere taziye ziyaretine MAZLUMDER Genel Merkezi ile İstanbul, Sakarya, Malatya, Konya, Bursa, Kayseri Şubeleri, AKDAV, AKV, Medeniyet-Der, Hikmet Vakfı ve Özgür-Der katıldı. Basın açıklaması için bölgeye giden bu kuruluşların yanı sıra Akabe Vakfı, Fatih Akıncıları Derneği ve İHH da destek verdi. Bu ziyaret genel katılımlı gibi görünse de asıl olarak İstanbul’daki STK’ların bir organizasyonudur.
“Uludere’deki katliamın ‘operasyon hatası’ olarak söylenmesi, devlet ve iktidar kibrinin yansımasıdır!”
Rapor bu başlıkla başlıyor. İslami kuruluşlarımızın değerli üyelerinin gözlemleri sonucu böyle bir kanaat oluşuyor. Bu ne demektir; yapılan eylem, ‘Operasyon Hatası’ değil. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yapılan açıklamalar yeterli değil, inandırıcı değil… Bu açıklamalar, devletin halkıyla barışık olmadığını gösteriyor. Devletin halkıyla barışık olmadığını zaten biliyoruz da iktidarın bu kibri nedir, anlamakta zorluk çekiyoruz.
Yine raporda ifade edildiği şekliyle; “28 Aralık Gecesi Ortasu köyünün bitişiğindeki Irak sınırında öldürülenlerin tamamı, TSK envanterine kayıtlı F-16 uçaklarından fırlatılan bombalarla ve parçalanarak öldürüldü. Bu vahşet ve katliam tablosunun ortaya çıkmasında tartışmasız bir biçimde devlet imzası vardır. Hangi sebebe istinaden gerçekleşmiş olursa olsun 28 Aralık gecesi Ortasu’da yaşanan bir vahşet ve katliamdır.”
KiAP(Kardeşlik İçin Adalet Platformu)’nun değerlendirmesine gelince: “Ortasu kırsalında, sınırın sıfır noktasında yaşanan bu vahşetin iddia edildiği gibi basit bir istihbarat hatası, bir "operasyon hatası" olmadığı anlaşılmaktadır. Hükümet ve askeri yetkililerin 40 kişilik kaçakçı grubunun olağan bir şey olmadığı, normalde daha küçük gruplarla kaçakçılık yaptıkları yönündeki ifadeleri doğru olmakla birlikte olayı izah etmekten uzaktır. Zira olayın gelişim seyri dikkate alındığında 40 kişilik grubun önce küçük 5'erli altışarlı gruplar şeklinde görüldüğü, sonra bizzat askeri birliklerin yönlendirmesiyle bir araya gelmelerine neden olunduğu anlaşılmaktadır. Hükümetin ve Genelkurmayın, "sınır ticareti/kaçakçılık yapan bu grubun sayısal fazlalığından dolayı PKK'li sanıldığı ve bu nedenle operasyona uğradığı" şeklindeki beyanı ise olayın vahametini ve devletin kusurunu örtmeye dönük geçersiz mazeretler kabilindendir.
Katliamın gerçekleştiği söz konusu bölgenin, PKK örgütünün geçiş güzergâhı olduğu iddiası hem gerçekle bağdaşmamakta hem de o bölgenin sınır ticareti/kaçakçılık yapan köylüler tarafından kullanıldığı gerçeğini gizlemeye matuftur. Zira köylülerin beyanları açıkça o yolun köylüler tarafından hem de neredeyse hemen her gün kullanıldığını, bununda devlet ve askeri birimlerce bilindiğini göstermektedir. O halde o bölgedeki hareketlilik akla ilk olarak örgütü değil köylüleri getirmelidir. Kaldı ki olay gününe kadar o tür görüntüler, ilgili askeri birimlerce bu şekilde değerlendirilmiştir.
Bölgedeki askeri yetkililerin bilgisi dâhilinde uzun zamandır yapılan bu sınır ticaretinin bölgenin tek geçim kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Bölgedeki askeri yetkililer köylülerin bu ticaretinden haberdar oldukları için İnsansız Hava Araçlarından (İHA) alınan görüntüler sonrasında köylülerden o bölgede bulunup bulunmadıkları bilgisini aldıkları köylülerin beyanlarından anlaşılmaktadır. Kaldı ki hadisenin böyle olduğunu anlamak için köylülerin bunu ifade etmelerine de gerek yoktur; çünkü söz konusu "kaçakçılık" hadisesi on yıllardır her gün yapılmaktadır. Bunun da askerin bilgisi dışında olması imkânsızdır.” Bu değerlendirmeler yaşanan bu olayın bir "operasyon hatası" olmadığı, grupların bizzat askeri birliklerin yönlendirmesiyle bir araya yönlendirildiği açıkça ifade ediliyor.
Öze Dönüş Platformu’nundeğerlendirmesi; “ Heyetimizin gerçekleştirmiş olduğu incelemeler ve görüşmeler sonucunda, sivil köylülere gerçekleştirilmiş olan bu katliamın yanlış bilgilendirme sonucu değil, planlanmış bir katliam olduğu kanaatine varılmıştır.
Kürt halkının sorunlarının çözümüne yönelik gerçekleştirilmek istenen her adımın akabinde bu tür katliamların vuku bulduğu ve tekrar eden bir film misali aynı acıları yaşamak zorunda bırakıldığımızı bilmekteyiz.
Bu katliamın kimlere ve nasıl hizmet ettiğini, kimlerin bunu ne için ve nasıl kullanılacağını da şimdiden tahmin etmekteyiz.
Bu katliamı araştırmak ve hızlı bir şekilde sonuçlandırmak üzere TBMM tarafından derhal bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.
Türkiye'deki tüm sivil toplum kuruluşları, cemaat, vakıf ve kanaat önderleri bu katliamı gündemde tutarak başlatılacak soruşturmanın hemen sonuçlandırılması için güçlü eylemsellikler ile takipçi olmalıdırlar. Aksi takdirde Kürt halkının yanmış olan yüreği, Türkiye Cumhuriyetinden ve Türk halkından, bir daha zor bir araya gelebilecek şekilde kopacaktır.”
“Ayrıca Diyarbakır savcılığında başlatılan adli soruşturmanın selameti açısından ve delilleri karartma ihtimalinin yüksek olduğu görüldüğünden konuyla ilgili herkes, rütbesine bakılmaksızın açığa alınmalıdır.
Yaşanan bu katliamda devletin açık sorumluluğu kabul edilmeli, bunun gereği ve ikrarı olarak devletin başı olarak Cumhurbaşkanı, hükümet adına Başbakan, Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ayrı ayrı özür dilemelidir.”
“Ailelerin acısını hafifletmeyeceği açık olmakla birlikte maktul ailelerine yüklü tazminatlar ödenmelidir. Ancak devletin maktul ailelerine vereceği tazminat 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında belirlenmemelidir. Zira bu kanuna dayanarak belirlenen tazminatlar uygulamada çok düşük tutulmaktadır. Kaldı ki içerik olarak kanunun kapsamına giriyor gibi görünse de ortada açık bir devlet katliamı vardır. Bu nedenle ailelerin tazminat talebi söz konusu olduğunda adı geçen yasaya göre değil normal tazminat prosedürü de dikkate alınmalıdır. Ancak bizim önerimiz devletin bu tür olaylara örnek teşkil edecek ve devletin kusuruna dayanan yüksek miktarda bir tazminatı re’sen ödemesidir.”
Meclis tarafından bir komisyon oluşturulmuştur, şimdiden başarılar dileyelim. Hükümet ölen her bir kişi için 123 bin Lira ödeyeceğini açıkladı Başbakan’ın kamuoyuna açıkladığı şu beyanının takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz. Ne diyor: “Ankara’nın derinlerine, kılcal damarlarına işlemiş olan suç örgütlerini, derin ilişkileri tek tek deşifre ettik. Ne Uludere’deki 34 vatandaşımızın, ne de İstanbul’da, sokak ortasında hunharca katledilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Hrant Dink’in davası, hiç kimsenin endişesi olmasın, geçmişte olduğu gibi, Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmaz, kaybolamaz. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. Hiçbir tezgah, hiçbir komplo, hiçbir provokasyon gizli kalamaz. Herkes bilsin; 6 farklı dilde, aynı ezgiyle, aynı duyguyla söylenen Sarı Gelin türküsünü, Şişli’de sıkılan bir kurşun susturamaz... Bu ülkede yargı yürütmeden ne isterse, yürütme onu yapar. Yapmıyorsa o zaman bütün bu sorumluluğun altına bizzat imzamızı atarak biz gireriz ama yasama yürütme, yargı erki olduğunu da herkes bilmeli”.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz İslami STK’ların yayınladığı bu raporlar bir Müslüman duyarlığıdır. Hangi iktidar olursa olsun biz Müslümanlar hakikatin şahitleri olacağız. Hep mazlum ve mustazaf halkın safından yana taraf olacağız. Bütün insanlığın vicdanı olacağız ve duyarlıkla hareket edeceğiz.